Kıskanmak: Kalbin En Sessiz ve Yakıcı Duygusu - Esra Koyuncu Yazdı
Bazen bir roman okursunuz ve hikayeden çok bir duyguyu hatırlarsınız. Sayfalar kapanır ama o duygu zihninizde yer eder. İşte Nahid Sırrı Örik’in Kıskanmak romanı tam olarak böyle bir etki bırakır. Bu romanı okurken yalnızca bir hikayeyi değil, insan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan kıskançlığın nasıl büyüdüğünü, nasıl şekillendiğini ve sonunda nasıl yıkıcı bir hal alabildiğini görürüz.
Kıskanmak, ilk bakışta basit bir aile hikayesi gibi görünür. Ancak roman ilerledikçe bunun bir olay romanı değil, bir ruh romanı olduğu anlaşılır. Hikayenin merkezinde Seniha vardır. Toplumun güzellik ölçütlerine uymayan, hayatı boyunca bu nedenle kendisini geri planda hisseden bir kadındır. Seniha’nın roman boyunca hiçbir duygusunu tam anlamıyla gösteremediğini görürüz. O bağıran, öfkelenen ya da dramatik tepkiler veren bir karakter değildir. Onun duyguları daha çok iç dünyasında büyür.
Seniha’nın kıskançlığı da tam olarak bu şekilde gelişir: sessiz, derin ve yavaş. Yıllar boyunca biriken küçük kırgınlıklar, aşağılanmışlık hissi ve bastırılmış öfke zamanla güçlü bir duyguya dönüşür.
Bu nedenle romandaki kıskançlık ani bir tepki değil, uzun bir geçmişin sonucudur. Okur, Seniha’nın kararlarını izlerken bazen ona kızar, bazen de ona hak verir. Çünkü yazar karakterini tek boyutlu bir “kötü” figür olarak çizmez. Aksine onun insani zaaflarını da gösterir.
Kıskanmak romanının en güçlü tarafı, kıskançlığı psikolojik bir derinlikle ele almasıdır. Çoğu zaman kıskançlık basit bir haset duygusu gibi görülür. Fakat bu romanda kıskançlık, insanın kendisini eksik hissetmesiyle doğan karmaşık bir ruh hâli olarak karşımıza çıkar.
Seniha ve Halit: Kardeş Kıskançlığı
“Kıskanmak... Seniha'nın yüreğinde ilk beliren, kendisini ilk duyuran ve hemen her gün daha fazla gelişip büyüyen his bu olmuştu. Halit'le aralarında sekiz yaş vardı ve onu kıskanmadığı bir zamanı hiç bilmiyordu. Hayatının en eski, en bulanık ve silik hatıraları arasında bile bu kıskançlık her şeye hükmeden bir yer tutuyordu. Hayal meyal hatırladığı zamanlarda da herkes kendisinin kara kuru, Halit'in ise beyaz, sarı saçlı ve mavi gözlü olduklarına bakarak, “Bu kız, o oğlan olmalıydı!” demişler, hep ağabeyini okşamışlardı.” (s. 54)
Seniha’nın ilk ve en derin kıskançlığı aslında ağabeyi Halit’e yöneliktir. Daha çocukluk yıllarında Halit’in güzelliği herkesin dikkatini çeker. Ailede sevilen ve geleceği parlak görülen çocuk odur. Seniha ise aynı ilgiyi ne ailesinden ne de dışarıdan görmüştür.
Çevresindekiler onun için "kara kuru, çirkin" gibi sıfatlar kullanır. Abisi Halit "beyaz, sarı saçlı ve mavi gözlü" yakışıklı bir erkektir. Seniha ailesi tarafından bile yeterli ilgi ve sevgiyi göremeyerek büyümüştür.
“Ve annesini arada bir, nadiren, bayram ve kandil gibi sebeplerle kendisini öptükçe, her sefer Seniha’nın içine gelen düşünce şu oldu: “Muhakkak ki iğreniyor benden… Beni iğrene iğrene öpüyor. Şu halde bu oyuna, bu yapma sevgiye ne lüzum var!” (s. 56)
Üstelik aile ekonomik sıkıntıya düştüğünde bile Halit’in eğitimi için fedakarlık yaparak Seniha’nın çeyiz parasını bile onun eğitimine göndermiştir. Bu durum, Seniha’nın zihninde çok erken bir yaşta şu düşüncenin oluşmasına neden olur: Hayatta bazı insanlar seçilir, bazıları ise gözden çıkarılır. Seniha’nın güzellikten çok asıl meselesi, sevginin eşit dağıtılmadığına dair inancıydı.
Mükerrem: Kıskançlığın Somut Hali
Mükerrem, Halit’in genç ve güzel eşidir. Seniha için Mükerrem, kıskançlığın en görünür hedefidir. Çünkü Mükerrem güzel olmasının yanında Halit’in hayatındaki en önemli kadındır. Seniha’nın gözünde Mükerrem, toplumun ödüllendirdiği bütün özelliklere sahiptir.
Bu yüzden Mükerrem’e yönelen kıskançlık aslında daha büyük bir duygunun dışa vurumudur. Seniha yalnızca Mükerrem’i değil, onun temsil ettiği hayatı kıskanır: sevilmeyi, beğenilmeyi ve görünür olmayı.
Nüzhet: Narsist Bir Erkek Güzeli
Nüzhet, Mükerrem’in yasak ilişki yaşadığı genç, yakışıklı ve çapkın bir erkektir. Toplum içinde rahat hareket eder, sosyal ilişkileri yüksektir. Ailesi tarafından şımarık ve kendini beğenmiş bir çocuk olarak yetiştirilmiştir. Yirmili yaşlarında olmasına rağmen hala ortaöğretimini tamamlayamamıştır Kadınlar tarafından her zaman beğenilen ve arzulanan biridir. Seçilen değil, daima “seçen” konumundadır. Nitekim kitapta da bu durum, “Hangi kadını içi çekse meramına ermesi için bir işareti, kâfidir!” diye ifade edilir.
Kıskanmak’ta Nüzhet karakterini Örik şöyle anlatır:
‘’Bir moda gazetesinin yapraklarından fırlamışa benziyordu. Omuzları geniş, bel ince ve kalçaları dar vücudunu, mükemmel bir terzinin elinden çıkan smokini bir eldiven gibi sarmıştı. Beyaz ve katı gömleğinde pırlanta düğmeler parlıyordu. Ve mavimtrak sayılacak kadar siyah gür saçlarının dalgaları o kadar ustaca birbirine karışmıştı ve ahenkliydi ki, kadınlar için İstanbul'dan hassaten getirilen berberin bu erkek saçlarıyla da uzun uzun meşgul olduğunda yemin etmek mümkündü.” (s. 49)
Mükerrem, evli olmasına rağmen Nüzhet’le ilişkiye başlar. Nüzhet, Mükerrem’in hayatında bir heyecan unsuru haline gelir. Halit’le olan evliliğinde monotonluk yaşayan Mükerrem, Nüzhet’in ilgisiyle kendisini yeniden canlı ve arzu edilen bir kadın gibi hisseder. Kısa bir süre sonra bu ilişkiden sıkılan Nüzhet yeni ilişkiler aramaya koyulur.
Bu süreçte Nüzhet’in gençliği, enerjisi ve çekiciliği Seniha’nın ilgisini çeker. Ondan hoşlanır da. Fakat Seniha’nın karakteri gereği bu duygu hiçbir zaman açık bir yakınlığa dönüşmez. Daha çok iç dünyasında saklanan, sessiz bir ilgi olarak kalır.
Seniha Nüzhet’e karşı bir çekim hissederken, diğer yandan da onun temsil ettiği gençlik ve özgürlüğe karşı içten içe rahatsızlık duyar. Yani Nüzhet’e yönelik duygu yalnızca kıskançlık değildir; beğeni, hayranlık ve ulaşılmazlık hissinin karıştığı karmaşık bir duygudur.
Yazarın Anlatımı
Nahid Sırrı Örik, bu romanda oldukça sakin ama etkileyici bir anlatım kurar. Hikaye daha çok karakterlerin iç dünyalarıyla derinleşir. Küçük bakışlar, kısa cümleler ve sessiz anlar romanın atmosferini oluşturur.
Bu yönüyle Kıskanmak, Türk edebiyatında psikolojik roman geleneğinin önemli örneklerinden biri sayılır. Yazar, karakterlerin ruh halini uzun açıklamalarla değil, ince ayrıntılarla anlatır.
Belki de romanın en çarpıcı tarafı şudur: Kıskançlık çoğu zaman başkasının mutluluğundan değil, kendi hayatımızda eksik olduğunu düşündüklerimizden doğar. Bazen insanı en çok yaralayan şey, başkalarının sahip olduğu mutluluk değil; kendisine hiç verilmediğini düşündüğü hayattır.
*Örik, N. S. (2016). Kıskanmak (8. baskı). Oğlak Yayınları.






















































































































